Nadim Şener Hatunoğlu’nun Bekleyiş ve Nerdesin adlı kitaplarında yer alan tüm şiirleri…
YASAK ALKIŞ
Ayrılığın, ölüme yenik düştüğü
Bu arenada,
Alkış yasaktır.
KÖRDÜĞÜM
Beni böyle düğüm üstüne düğüm edip
Ellerin umudunda bırakma Gülüm,
Lime lime olsada mezarda etlerim,
Meleklerin en güzeli olan Seni
Alın yazımı siler de beklerim.
GİTME
Beni burda koyup gitme demiştim
Bırakmaz bahçeye çiçekler beni.
Bilmezsin güzelim nasıl sevmiştim
Baharı yansıtan o gözlerini
Küsmezdi kravat boynuma böyle
Bir içten sarılır saygı duyardı
Göğsüme yaslanan her mendilimde
Yedi-veren gülün sevinci vardı
Meltemi saçında götürme dedim
Yakmasın yüzümü sevda ateşi.
Havamı suyumu bitirme dedim
Özlerim yüzünde doğan güneşi
DİNLİYORUM HEP SENİ
Dinleme istasyonu arayan
Radyo ibresi gidiyken gönüller,
Seni dinledim ben hep.
Ölümün ayrılığa yenik düştüğü
Arena inerken alkıştan,
Rezilliğime ütüldüm ben.
Her açan gülün gözü bende;
Bülbül müyüm ben?
Neden sinerek yanaşır
Rıhtıma gemiler;
Korsan mıyım ben?
Ve ben ….
Seni düşünüyorum hep.
BİR GÜLÜŞ
Ne zaman seni ansam
Gümbürtüsünü duyarım içimde
Göçen dağların.
Çorak gönlümün,
Çatlak sızısı konuşur
Yüklü bulutlarda.
Dal arayan sarmaşık
Ayaklarında işte;
Dirilir istersen
Bir gülüşte.
BEKLİYECEĞİM
Girince koynuna mehtap denizin
Sahilde sevgilim bekliyeceğim.
Parlayan rengini gözlerinizin
Oynasan sularda seyredeceğim.
Hıçkırır dalgalar kıyıda hazin,
Bir içli şarkıyı söylerken deniz.
Özlemi içinde beklediğinin
Bir gemi duruyor ufukta sessiz.
Kırık-dökük bir ay düşmüş denize
Parçası kalbime cam gibi batar.
O gemi bu dalga kırık ay size
Tutsaktır sevgilim bir gelsenize…
ANKARA TAŞLARI
Ankara’nın taşı bana bakıyor
Olmadı gözyaşım sabrına diren
Bir elâ gözlü kız içim yakıyor
Mangalla köz verin beni söndüren.
Ankara taşları yetmiyor artık
Bağrımı dövecek yüce dağ verin.
Olmadı sevdalım ruhuma katık
Postuma samanı dolduru-verin.
Ankara taşları değil üst üste
Sevdamı süpüren yel esti çünkü.
Hayali gözüme oturan siste
Varamam yolumu sel kesti çünkü.
SANA SONE
Günahkâr bir kızin çocuğu gibi
Gizlice büyüdün gönlümde Lema.
Siner bakişimda kederim ama
Konuşur yüzümde sevdanın rengi
Değilmiş zaman en iyi silgi
Dize getirdi özlemim onu da Lema.
Koşardım ölüme bugünden ama
Örter mi derdimi toprak bilmem ki.
Kavrulan gönlümün sebil suyu güzelim,
Akma bosuna gürül gürül denize;
Yağmur duasinda eskidi bak elim.
Gel bitimsiz bahar ülkesine gidelim;
Bezensin türlü ciçekle dallarimiz.
Gitme,gitme n’olur; ayrılmasın yollarımız
FALANA VURGUN FİLÂN
Hicbir zaman
Son sözüm olmayacak
Sana yazdıklarım.
Seni unutmanın yasak olduğu
Bu yere sürgün geleli,
Hep senin şarkını söylemekteyim.
En kuytu yerine gizlerdim
Seni gönlümün;
Ne var ki
Falana vurgun filân diye
Bir künye astılar göğsüme.
Çıktıkça dikleşen
Bu yokuşta öleceğim anlaşılan.
Mahşerde beni ararsan eğer
Künyemi unutma:
FALANA VURGUN
FILÂN….
GÖZLERİN
Yeşil gözlerinin rengine daldım
Serinlik umarken alevde kaldım.
Tanriya el açıp çare beklerken,
Kavuşmak yerine ayrılık aldım.
Serinlik umarken alevde kaldım.
Umutsuz sevdanın yükü ne ağır.
Kurtuluş yolu yok istersen bağır.
Dünya güzel doIsa vermez teselli;
Gözümde sevgilim altından ağır.
Umutsuz sevdanın yükü ne ağır.
Bestelenmiştir
ÇIÇEKLER
Sensizliğin keyfini süren kelepçe
Paslanırken bileklerimde
Sen üzülme güzelim;
Yitikler deposunda bekliyen
Eşya sabrı köpürür icimde.
Boynuma dolanan
Kentin yollarına da boşver;
Şarkımızı söylesin yeter ki
Yaşama sevincimin burcuna
Bayrak çeken çiçekler.
SEVDAM
SENİ NE YAPSAM
Ağlayıp sızladım gözlerim şişti.
Şaşırdım yolumu adım değişti.
Cehennem ateşi gönlüme düştü;
Bilenler söylesin askı ne yapsam;
Bu sıkı yamayı bağrımdan atsam
Kavuşmak bir hayâl görmek daha zor.
Özlemin beteri bende kalıyor.
Sebepli sebepsiz gözüm dalıyor;
Büyüyen bu sevda beni yutacak;
Dağların başında yalnız koyacak.
REVA MIDIR
Yalanmış ah sevgilim; bana öyle bakışın.
Rüya mıydi gerçek mi saçına gül takışın.
Ölünce de sürecek bu sevda biliyorum;
Reva mıdır sevgilim beni böyle yakışın.
MEKTUP
Sevgilim
Kayıp sevdalar ülkesinden sesleniyorum sana.
Burada
Yarım şarkılar senfonisinden başka müzik
bulamazsın.
Keremin selâm durduğu şarkımız
Yine senin adınla noktalanıyor.
Bilir misin
Denizlere akan yeraltı suları neyle beslenir
Buranın göz yaşlarıyla,
Aşkımıza sembol yaptığımız gül vardı ya
Göğsüne takınca beni vurduğun;
Şimdi bir suçlu gibi bakıyor bana.
Her aksam
Senin adını kazıyorum
“Çilingir sofrasına,,
Bütün yeşil renklerin oynaştığı
Gözlerini işliyorum kadehime.
Bir plâk döner pikapta
Sensizliği oyar gönlüme burgu burgu.
Sonra bakarım
Bir çift ilk çizgi çekilmiş yanaklarıma.
Bil ki
Bu sıra bitmişimdir ben artık;
Masaya kapanır
Rezilliğimi yumruklarım.
Bu iklimde güz akşamları
Daha bir hüzünlüdür sevgilim.
Bir kol gibi uzanan dallarda
Yapraklar vedâ mendili
Bulutlar da ağlayan sevdalıdır.
Deniz fenerini çatlatan sabırla
Rıhtımda beklemekteyim.
Özlemin yalın – kılıç gezdiği bu yerde
Beni yalnız bırakma sevgilim;
GEL.
İNCE HASTALIK
Bilmezdim sevdaya düşmeden önce
Ateşin bu kadar çok yaktığını,
Anladım o zalim derde düşünce
Güllerin gönlümü kanattığını
Bir silâh çatımlık barış isterim
Gelmesin özlemin üstüme n’olur.
Ayrılık illeti olmasa derim
En güçlü bilekler bende kahrolur.
Bir yara açtın ki nah şuracıkta
Pamuktan ellere bile isyankâr.
Kalırsa bu derdim eğer açıkta
Dar gelir bana en geniş mezarlar.
DİLEK
Elimde çiçekle bir gün gelirsem
Yüzünü çevirip beni ağlatma
Gönlümün baharı sendedir dersem
Fırtına estirip umut dağıtma.
Sevdigin gülleri getirdim sana
Göğsüne takınca beni vurduğun.
En tatlı sevinci getirdim sana
Gülünce gönlüme saray kurduğun.
Ger siyah saçını bir gece gibi
Kalmasın ufkumda o yangından iz
Çözümü olmayan bilmece gibi
Devirden devire kalsın sevgimiz.
(Bestelenmtstir: B. Durmaztuna-SES Gazetesi = AYDIN)
BOYLE Mİ OLACAKTIM
Bir gözümde Ankara diğerinde Istanbul
Yoğun sisler içinde ha yağdı ha yağacak.
Özlemine nikâhlı olduğumu ararım
Karanlığın güneşi ha doğdu ha doğacak.
Dostluğuma Brütüs köşe başları artık
Bu cadde şu kaldırım yabancı oldu sanki.
Bir dilsizler kentinde dolaştım deli gibi
Sonra delice içtim bunca rezilliğimi
DÜŞ
Dağları eritecek umudum
Ve bir de bakacağım ki
Sen gelmişsin.
Saçlarını kucaklıyacak yine
Avuçlarım;
Yarım kalan şarkımız çıldıracak
Bakışlarımızda:
Kan tükürmeyecek artık
Batan gün;
İki kat eğilip
Alnımızı öpecek yıldızlar;
Beş mevsimin
Beşi de bahar olacak;
Dalından kopan çiçekler
Meltemle yarışacak; bize doğru.
Mezarlıktan gelen alkış sesleri
Sığmayacak kulaklarımıza.
Ve göreceksin
Bayram sevinci saracak
Tüm evreni…
LÔRYA
Habersiz sevdiysem seni Lorya
Suçlu ben değilim;
Orman kuytularına tetik
Bir çevikliğim vardı;
Kahrolurdu bende en usta avcılar.
Fakat bir gün
Sen çıktın karşıma ansızın;
En kuytu yeşiline teslim oldum
Gözlerinde ormanın.
Tutsaklığımla başladı
Kendimi yitirmişliğim;
Ellerim ayaklarım neredeydi unuttum.
Uzat, uzat ellerini de n’olur
Beni bana buldur Lorya!..
Biz şimdi Türkiyemin
Ayrı uçlarındayız;
Sırt sırta bakarız
İsmi zıt iki denize.
Yine de gönlüm
Sana paralel düşer Lorya!
Bu dünyada gözyaşım oldun ya
Ölünce de
Mezar taşım olacaksın
Belli bu Lorya!
GELİŞİNE ŞARKI
En içli şarkıyı sana sakladım,
Uzaktan duyulmaz, şöyle yakın gel.
Baharın tadını sana sakladım,
Göğsüne gülleri şöyle takın gel.
Kaç yıldır gönlüme su serpilmedi,
Gözlerin denizi içip de gelsin.
Nicedir yüzüme rüzgâr esmedi,
Saçların meltemi geçip de gelsin.
OY BENİ BENİ
Kirpiğin kaşına değdiği zaman
Bekleme sevdiğim, vur beni beni.
Şafağı sevdanın söktüğü zaman
Diyardan diyara sür beni beni.
Saçların rüzgârı tel tel biçende,
Dudağın dilinden şerbet içende,
Gönlünde duygular ateş saçanda
Alevden gömleğe sar beni beni.
Ölümü bırakıp özlem getiren,
Güllerin yerine diken bitiren,
Kalbimde yarayı açan o tren
Ötünce hatırla yâr, beni beni.
GİRME RÜYAMA
Sımsıkı ellerimizde
Yeşil umutlar bayraklaşırdı;
Ve bakışmamızda çılgın arzular…
Bir uğursuz gemi ayırdı bizi; biliyorsun.
Ve ben
Bu gemide kürek mahkûmu.
İpıslak duygulara kenetli dişlerim;
Ve kelepçeye bileklerim…
Düğüm düğüm asılı gözlerimde zaman;
Ve künyemde gıcır gıcır…
Ufuksuz bir okyanusu geviş getiriyorum;
Ve sana tutkunluğumu…
Sırıl sıklam gözlerle
Girme rüyalarıma;
Bırak sönsün kandili kahrımın.
Tükürme yüzüme tutsaklığımı;
Alabora edemem ki zamanı…
Nedret SELCUKER’in banda doldurdugu “GIRME RÜYAMA, 25-Ocak-1970 Pazar gü-nü, Cukurova Radyosunda yayinlanmiştir.
GÜLÜM
Sen bakma saçıma düşen aklara;
Gözlerim yine de çocuktur, gülüm.
Yüzümde çizgiler derin bir yara
Olsa da bakışım çocuktur, gülüm.
Bir öksüz gibiyim sensiz burada;
Gizlice gözyaşı dökerim her gün.
Sen yokken bu yerler ıssız bir ada;
Sessizce buradan göçerim bir gün.
PERGEL
Biz,
Bir pergelin
İki ayağı gibiyiz;
Sen,
Bağrıma saplanan sivri uç…
Bense,
Çevrende pervane.
DONUK GÜLÜŞ
Sensizliğin yiğit dönencesinde
Yükünü yıkar
Gönlüme bir dağ.
Üstelik bir de çözülür mü
Kancık özlemin kedi tırnakları;
İşin yoksa dinle iliklerimde
“Ayrılık” makamından
Keman konçertoları…
Hep akşamüstleri oluyor
Bu dediğim hoş.
Daha rüyalarıma teslim olmadan gece
Bir bakıyorum
Selâm durmuş ninnisine şafağın.
Bil ki
Hüzün kalıbında donmuştur
En uçarı gülüşüm artık.
2-Ekim-1969 tarihli “HAFTA SONU, Ga-zetesinde “Haftanin Şiiri, ödülünü kazanmıgtır.
BEKLEYİŞ
Yokluğuna tetik bütün pusular,
Her köşe başında gönlüm kavrulur;
Serpilse üstüne buz gibi sular,
Yine de alevi göğe savrulur.
Saklıdır özlemim dal uçlarında,
Her bahar gözümde bir ırmak kurur.
Kalmadı umudum artık yarında,
Dert derdin üstüne bende oturur.
En uzak yıldızdan geldi de haber,
Seninki nedense yollarda durur;
Bir daha görmeden ölürsem eğer,
Sızısı gönlümün toprağa vurur.
Nedret SELÇUKER’in banda doldurduğu BEKLEYIS, 18- Mayis – 1969 Pazar günü, Çu-kurova Radyosunda yayinlanmistir
AŞKA TÖVBE
Bir daha düşmek mi aşka?
İstemem,
Eksik olsun!
Alın, alın beni götürün,
Buzullara gömün;
Düşmana kalsın
Sıcağı çölün.
Bir daha düşmek mi aşka?
İstemem,
Eksik olsun!
Vurun, vurun beni öldürün,
Dipsiz bir mezara gömün;
Sizlere kalsın
Tadı baharın.
SENİ
BEN TERK ETMEDİM
Seni, ben terk etmedim inan buna sevgilim;
Çakılmasın gözüme buğulu bakışların.
Söyleyemem nedendir tutuldu ağzım, dilim;
Seni, ben terk etmedim inan buna sevgilim.,
Nasıl bir derde düştün, anlamıyor değilim;
Her soluk alışımda bir ağulu hançer batar,
Kırılsın istiyordum sana sallanan elim.
Seni, ben terk etmedim inan buna sevgilim.
Neden susuyorsun hep, taş mı kesildin yoksa,
Meydan okumak için akıp giden zamana?
Çağları aşındıran gönlümdeki heykelim…
Seni, ben terk etmedim inan buna sevgilim.
BENİ ARA
Dalıp dalıp gidiyor bakışım uzaklara,
Acı biraz sevgilim, gel sen de beni ara.
Gözlerimde hayalin, kulaklarımda sesin;
En tatlı bir nağmeyle bir gün bana “gel” desin.
İSYAN
Ayrılık burgusu kalbimi deldi,
Alevden fıskiye göğe yükseldi.
Uysal bir mapusken gönlümde yârim,
Kaynayıp kanımda isyana geldi.
VASİYETNAME
Ben ölünce
İç organlarımı istediğinize takın;
Yeter ki,
Kalbimi bana bırakın…
“O”nu
Mezara götüreceğim.”
YAMALI GÖNÜL
Mesafeler erirdi bakışmamızda.
Bahar dalına konardı gülüşümüz.
Ya şimdi?..
Rezil bir yama gibi yapıştı
Gönlüme sensizlik.
Bir bir üflenen yıldızlarıma
Kan ağlıyor ırmaklar.
Bu kenti yumruk edip sırtıma vuran
Akşam vakitlerine,
Stadyum dolusu “yuh”lar çekiyorum.
Sessizce attığım kahkahanın cinnetine
Su serpen çiçekler de olmasa…
“Beni gömün” diyeceğim;
Gömün beni.
TANRIÇAM
Mor akşamlarda yiğitleşen özlemim,
Üstüme gelen dağlara dikilir.
Damla damla gönlüme düşen
Güz yaprakları,
Hüzün çıkmazına düğümler beni.
Bağrımda tepinen Madrid gecelerinde,
Gözlerimi kuruluyorum
Deniz tanrıçası İzmanca’nın saçlarında.
Oysa senin saçların, daha güzel.
Uzak bir ülkenin sağır sultanı olman
Kahrımın yenilmezliğine senetse —
Onu ben pullamadım, imzalamadım.
Ayrılığın öte yakasına giden gemiler
Demir almışsa gözlerinden,
Bu benim mutluluğum olacak.
Olumsuz sonuçlara perçinli yazgım,
Özgürlük şarkısı söyleyecek… uzayca.
………….Ve
Yanan avuçlarımda kavrulan denizi bırakıp,
Gözlerini kucaklayacağım.
Gözlerini…
GEOMETRİK
Sevdanın odak noktasından saldığım
Paralel ışınlar vuruyor yüzüne:
Beni görmüyorsun.
(N) ve (B) uçlarından
Eşit uzaklıkta bulunan noktaların
Geometrik yerinde bekleyecekti
Mutluluk bizi.
Rezil bir hiperbolün asimptotunda
Eskimeyecekti tabanım.
Merkeze uzaklığı
Yarıçaptan büyük olan noktanın
Yalnızlığı esiyor içimde.
Merkez kaç kuvvet
Beni korkunç savurduğunda,
Sana tutunuyorum, güzelim, sana!
Anlasana !.
UNUTAMAM
Çözülen yumaktır akan gözyaşım,
Sevgilim, hep seni izleyecektir.
Durmadan çalınan davuldur başım,
Ufuktan çıkmanı gözleyecektir.
Her teli saçının çelikten bağdır,
Kopmuyor neyleyim, insaf etsene…
Gülüşün, gönlümde kurduğun bağdır;
Mevsimler değişip son güz bitse ne?
Bir soluk almadır hayalin bende;
Mezara girersem de söküp atamam.
Bitimsiz hayat var o gözlerinde
İnan ki sevgilim, hiç unutamam.
YORGUN KUŞ
Ben
Seviyorsam varım.
Soylu her aşkı
Ayakta selamlarım.
GEL
Ser beni gözlerine usulca,
Boğulayım
Derinliğinde renginin.
Bir ben veririm
Hakkını güzelliğinin;
Süzül de gel,
Süzül de gel.
On iki vuran
Mermi sevinci olsun, dilerim.
Açan güllerde,
Baharla birlikte n’olur
Sen de gel,
Sen de gel.
Benden esen
Yelde güler yelkenin,
Bir beni görünce sevinir
Göğsündeki gül;
Süzül de gel,
Süzül de gel.
AH BU GÖNÜL
Yorgun bir kuş gibi gördüğün dala
Serserpe konma demiştim, gönül.
Başımda keyfedip esen o yele
Kanat açıp kanma demiştim, gönül.
Sana ne güzelin saçındaki gül
Tutuşup kül olsun, bırak rengiyle.
Görünce kıskanır seni her bülbül;
Sana ne güzelin göğsündeki gül.
İNATÇI
İnatsa denize gözlerin eğer,
Bunda benim suçum olmamalıydı.
Serince bir soluk alayım dedim,
Dalgalar ağzıma dolmamalıydı.
İnatsa dudağın güllere eğer,
Getirip dişime takmamalıydın.
Bir ilik ateşte ısıtmak varken,
Beni cehennemde yakmamalıydın.
İnatsan gönlüme, güzelim, eğer
Tüm beyaz mendiller bayrağım olsun.
Al beni istersen Fizan’a götür,
Yeter ki ölümüm elinden olsun.
AKŞAM SAFASI
Şu duyulan
Denizin şıpıltısı, sevgilim;
Dudakları kıyıyla hâlleşir.
Ormanındır bu hışırtı, sevgilim —
Yaprakları meltemle söyleşir.
Göz ediyorsa bize
Dal arasından ay,
Bil ki demirlemiştir günahlar.
Akşamdan çıkalım sefere — pupa yelken —
Kararmasın üstümüze sabahlar.
Yarın akşam
Yine böyle olsun sevgilim;
Tatlı ürpertiyle gönlümüz
Yine dolsun, sevgilim.
KOŞMA
Değdikçe yüzüne saçının teli,
Çalınır içimde saz çifte çifte.
Durmadan akıtsam gözümden seli,
Bitmez ki bu derdim — yaz çifte çifte.
Gülüşün gönlüme bahar getirir,
O güzel gözlerin beni bitirir.
Benlerin aklımı alıp götürür,
Sen yine yanağa diz çifte çifte.
Yaslansın koluma o kıvrak belin,
Açılır göğsünde tomurcuk gülün.
Kız, artık ne zaman olursun gelin?
Durmadan geçiyor güz çifte çifte.
Nadir’in günahı yalnız kendine,
Utanma sevgilim, salın sen yine.
Bu mevsim, bu güller durur ne güne?
İsterse edilsin söz çifte çifte.
YÜKSEK ATEŞ
Soyunur bakışında en örtük duyguların,
Bir yarışı başlatır attığın kahkahalar.
Söndüremez, güzelim, en gür akan suların
Savrulan alevini bendeki yangınların.
Vurmasın güpür güpür kıyıma dalgaların;
Unutma ki, güzelim, hepsi bende kırılır.
Soluk soluğa kalır sonra yarış atların —
Yaya düşersin yola, yıkılır umutların.
YILDIZLARIN ÜSTÜNDE
(Şair Ö. Bedrettin Uşaklı’yı anarak)
Günaydın ay!
Günaydın ay!
Âşıkların tümü
Yakıt edip özlemini,
Sana yolladılar beni.
Düşünce sıfıra çekimi dünyanın,
Ne hoş’tum, ne hoş;
Tepe taklak sarhoştum, sarhoş.
Uzat yanağını, sevgilim ay,
Uzat bana;
Bu yumuşak öpücük
İlk hatırâmdır sana.
Merih, Venüs, Jüpiter —
Gelin, öpeyim birer birer.
Aman ne hoş bu feza çağı,
Ne hoş;
Yıldızların üstünde
Sarhoşum… sarhoş.
SENFONİ
Zaman
Her yılbaşı, Noel Baba’dan
Saçlarda birkaç tel hatıra kalır;
Silinir hayaller hafızalardan,
Yerini bir hoyrat karanlık alır.
MİLLÎ OYUN TÜRKÜSÜ
Ana-kız gibidir davulla zurna,
Duyunca sesini — koş, hemen durma.
Gürül gürül dolar ruhunda kurna,
Silersin tasayı, tanırsın Türk’ü;
Ana-kız sesini duyun yeter ki.
Yay gibidir dadaş bar başlayınca,
Gerildikçe yüzü benzer bir tunca.
Hançer barını da hele görünce
Silersin tasayı, tanırsın Türk’ü;
Davulun sesini duyun yeter ki.
Silifke’de keklik şeker kayada,
Portakalı şekerlenir ovada.
Fır dönsün Güneylim, hele havada —
Silersin tasayı, tanırsın Türk’ü;
Davulun sesini duyun yeter ki.
Cambazdır kemence telinde Rize,
Çeviklik getirir gözlerinize.
En sadık dost olur Hab’uşak size,
Silersin tasayı, tanırsın Türk’ü;
Kemence sesini duyun yeter ki.
Efemdir gelen, hey savulun dağlar!
Bu yiğit önünde eğilmiş çağlar.
Gezince görürsün daha neler var —
Silersin tasayı, tanırsın Türk’ü;
Harmandalı çalsın, duyun yeter ki.
TERCAN
(Mamahatun)
Selçuklu bir gelin yatar türbede,
Eliyle paklanır yüce gönlümüz.
Dağları öpmeden gitmez Aydede;
Sevdayla sarhoştur yaban gülümüz.
Göklere dikelen yiğitlik vardır,
Köroğlu Dağı’nın ikiz ucunda.
En güzel örtüsü ak bulutlardır;
Sevdalı Tuzlaçay, ayak ucunda.
Yüklü kervanların selâm durduğu
Sarayımız vardır, bulunmaz eşi.
Kerem’in sazına bin kez vurduğu
Aslı’mız salınır, sönmez ateşi.
KÖTÜLÜĞE YERGİ
Yılana veririm de canımı,
Vermem kötülüğe yılanımı.
İyiliğin kurduğu pusuya
Düşünce kötülük,
Maskarası olacak çocukların.
Suratında patlayacak balonlar — bir bir —
El açıp dilenen cılız sesine
Uçan balon kahkahası savrulacak.
Bakışlarımıza bırakacak yerini
Gülü koruyan dikenler.
Darağacı duracak
Yüreğinde korkunun.
Karalar boğulacak
Kar aklığı yansıtan alnımızda.
Dağbaşı esenliği
Püfür püfür saracak gönülleri.
Ey kötülük!
Ölümünü istemektir,
Bizden sana en büyük küfür.
ANA KUCAĞI
Mutluluğun ikiz doğurduğu yer
Ana kucağıdır, ana kucağı.
Güven ordusunun oturduğu yer
Ana kucağıdır, ana kucağı.
Özgürlük bayrağı orda çekilir,
Korkunun gözüne biber ekilir.
Unutmayın çocuklar;
Tatlı duyguların gerindiği yer
Ana kucağıdır, ana kucağı.
Sevgi çeşmesini coşturur sesi,
Buz dağlarını yıkar nefesi.
Unutmayın çocuklar;
İnsanoğlunun arındığı yer
Ana kucağıdır, ana kucağı.
DUVAKLI ÖLÜ
Duvağı toprağa verilen bir genç kız için
Duvağı mezarda çürüyen gelin,
Kucaklar dolusu çiçek getirdim.
Nerede saçların, yumuşak elin?
Bu güzel gülleri sana getirdim.
Gittiğin zamanki yeşil yapraklar,
Dalına küserek yere düşüyor.
Pikapta çılgınca dönen plaklar,
Yavru bir kuş gibi şimdi üşüyor.
YOLCU
“Hancının derdi, bana can verdi.”
Sayın B. S. Erdoğan’a
Gurbete gelemem; gurbetliyim ben.
Ayrılık közüne mangal olmuşum.
Ne handır, ne hamam — elimden giden
Tahtını yitiren kral olmuşum.
Ne mutlu yolcuya bir resmi varmış,
Ne çıkar yarısı olunca yırtık?
Bendeki hayalin tümü kararmış —
Zindanda yürüyen biriyim artık.
Özlemin dal-kılıç gezdiği günde
Sürüldüm savaşa bir yüreğimle.
En güçlü pehlivan her geldiğinde
İtildim gürese tek bileğimle.
Akarken içimde sevda lâv gibi
Kurudu denizler iğdiş oldu gök.
En helâl meyvenia benken sahibi
Nazara geldi de kurudu dal-kök
Her zaman sarhosum sormayin bana
Dökülür sırlarim taşinmaz olur.
Bir yikık binayim varmayin bana
En kati yürekler dayanmaz olur.
Doluya doymuşum boş kadeh verin
Gözyasim içinde sel olup gitsin
Ütüldüm sevdaya kederim derin
Söyleyin ecele beni kahretsin.
ÖTELERE
“Mumduk” derim yılanlı kuyulara,
Soran olursa: “Ötelerden.”
Kapı aralığından seyrettik yaşamı —
Ölümün başladığı yerden.
Erdemle nikâhını ruhumuzun
Kirletti salyası piç duyguların.
Deli fişek daha varmadan göğe
Çıldırdı özlemiyle pak suların.
Balgamın sebil olduğu davranışlarda
Sis sokuldu gözlerimize.
Ağır toplarla vuruldu kaçmalarımız,
Kara kan doldu dizlerimize.
BULAMADIM
Mumlarını harcadım
Koca kentin;
Bir duru bakış için…
Koyduysan bul.
SON DAL
Şiirim
Son dalım;
Ben ağladım,
Siz gülün.
SARHOŞÇA
Hayret;
Nasıl yapıştı
Sırtıma kaldırım?
Ya bu
Karşımdaki yıldızlar ne?
Aman Tanrım,
Yoksa,
Yoksa düyayı mı sırtladım?
TAŞ-BIÇAK
Bıçak
Taşta bilenir;
Ne var ki,
Taş kesmez.
GİYOM TELİN OĞLU
Ya elmayı alın başımdan,
Ya savulun karşımdan.
KUMARBAZ
Ütüldü kıvancını karanlığa
Saman çöpü;
Kurtuldu sabrı sağırlıktan
Ayın kahkahasından.
İSTEK
Tükensin isterdim
Mürekkebi yazgımın;
Aydın olsun gözleri
Tabanımın.
ÖFKE
İki boy sivrilttim
Gözlerimde öfkeyi;
Sonra
Şairliğim geldi aklıma;
Utandım.
ADAM OLMAK
Sağcılık-solculuk çıkalıberi,
“Adam”lık yarışı kaldı pek geri.
SANAT VE SANATÇI
Bir çizgi büklümüyle sevdayı konuşturur,
Renklerin cümbüşüyle gönülleri coşturur.
Sanatın hası olan müzikle şiir, resim,
Abur-cubur ruhları huzura kavuşturur.
SOLUK SOLUĞAYDI, PAKLIĞIM AKLIĞINDA
Ey martı kanadında
Denizi öpen aklığım!
Gökte dur;
Islanırsın.
BARIŞ İÇİN BARIŞ
Bir çocuk gülüşünün terkisinde
Dağları aşmak da ne ki…
Öfkenin ayazında zıngırdayan dişlerim hele dursun;
Gözlerimde parlayan barış güneşinde
Daha bir doğurgandır çiçekler.
Sımsıkı horon tepen etimle kemiğim,
Yaşama sevincini bağırır
Gerinen tomurun,
Sevgilimin öpen bakışı çıkmadıysa postadan,
Saçlarının selamı sağolsun.
Alnımdaki onikinin sakıncası da ne;
Keskin avcıların tümü
Barıştan yana.
SEVGİYE ÖVGÜ
Sevgiyle tutunalım,
İyiye ulaşalım.
Uzat ellerini, insan kardeşim; uzat,
Çoğalsın sıcaklığımızda mutluluğumuz.
Sevelim bu göğü, bu dağı, bu denizi
Ve birbirimizi.
Sevincini kahkahama,
Gözyaşını gözlerime dök;
Çatlasın Şahdamarı kötülüğün.
Tut ellerimi, insan kardeşim, tut;
İyilikten geçmeyen
Yolları unut.
EKSANTRİK
Yeri eskiten tabanıma
Süzme bir “Dur” sunuyorum;
Göğü süpüren saçlarımın
İzinde kaynaşan meleklere de
Merhaba…
Yudum yudum yeşili bitiren gözlerime
En büyük okyanusu bağışlıyorum.
Eskiyen yaprakları
Sevgilimin gözlerinde
Tazeleyebilirim.
Sırtımın kaldırımla ahbaplığı
Her zaman değil;
Bizim şarefe selam duran
Kadehler var ya,
Hep onun yüzünden oluyor işte.
Bir gün hepsini kırılmış görürseniz,
Şerefi yakalayın.
YAŞAMA SEVİNCİ
Kuşluk vakti uçuşan serçelerin
Cıvıltısını dolduruyorum koynuma
telaşla;
Çünkü
Çocuk bahçeleri dağılacaktır birazdan.
Çiçeği okşayan kelebeğin
Rehavetini teslim ediyorum gözlerime;
Çünkü
Hastaların ziyareti başlayacaktır birazdan.
Nazla düşen kar tanesinin
Yumuşacık inişini öğretiyorum
dudaklarıma;
Çünkü
Sevgilim gelecektir birazdan.
YALAN DÜNYADA
GERÇEK OLAN
Yalan insan kardeşlerim yalan
Hepsi yalan
Düşün bir kez
Ne var şimdi elinde kalan
Kaçamak öpüşlerin alev soluğundan.
Hey cellatbaşı
Uçan sineğin kanat sesine
Pala sallayan yiğit
Duyuyor musun sesimi
Nerede kemiklerin?
Yalan insan kardeşlerim yalan
Hepsi yalan
İyiliktir bir tek
Gerçek olan.
Hayatın amacı, iyilik etmektir. Malebrecha
BATIK SEVİ
Gelin olmuşsun
Duydum
Nasıl oldum
Bir bilsen
Sanki vuruldum
Akmadı dışarı kan
Aksaydı kurtulurdum.
“Aşkta bir tek zafer vardır: Kaçmak.”
Napolyon
EVRENDE BEN
Eşyalarda biçim kaba
Seslerde ton
Gülüş kaba
Duruş kaba
Gövde beton
Söz kaba
Öz kaba
Gözler bön.
Tomruk tomruk kabalık içinde evren
Her gün biraz daha
İğne-iplik ben.
İKİ KABİR
İki kabir bilirim Ankara’da
Biri Anıtkabir
Türk’ün güneşi saklıdır
Orada yatar
Diğeri bizim okul
Sevdaların en karası
Orada doğar
Orada batar.
EVREN KAÇTI GÖZÜME
Balyozlar iner-kalkar
Pürüzlerine evrenin
Alnımın tam ortasında
Yarış eder davulcular
Şakaklarımda.
Evrenden çıkan tozu
Davulunki sandılar
Minare gölgesine eş bilip
Hediyelik yaptılar.
Hey ustalar ustalar
Toz doldu gözlerime
Yavaş olun biraz
Siz kulaklarım
Davulun sesini duymayın
Duymayın biraz.
“Hayat, duygulananlar için bir trajedi; düşünenler için komedidir.” La Bruyère
BEKLEME
Dün gece ay yıkanırken denizde
Sana kaydı yıldızlar gözlerimden
Ezilen tomuru nice hazların
Cam kırığıydı sanki ellerimde.
Güllerin gönülde açtığı günde
Kar yağdırmak olur mu ya bahçeme
Tadılmamış hazlarım kaldı sende
Dönülmez yoldayım artık, bekleme.
Nerede bir meyhane şarkısı duysam
Yeşil kadehlere düşer gözlerin
Üzülme senden ayrı kaldıysam
Her gece rüyama girer gözlerin.
“Bülbülün çilesi yanmakmış güle.”
BENİ ISITIRSIN
Canım anacığım
Beni özlemişsin
Öyle diyorsun mektubunda
Yuvarlanmış yanaklarına
Damla damla
Alev sıcaklığında
Şaştım bu işe anacığım, şaştım
Neden ki
Doğdum ağladın
Geldim ağladın
Gittim ağladın
Kaldı mı gözünde yaş, anacığım
Her gün biraz daha oyulan
Kanayan bunca yara
Nasıl sığdı yüreğine, anacığım
Yoo, ağlama sakın
Sönmesin yüreğindeki ateş
Çok üşüdüm
Beni ısıtırsın
Değil mi?
“Cennet, anaların ayağı altındadır.” Hz. Muhammed
BİZ İNSANLAR
Biz güçlüyüz
Biz zavallıyız
Biz insanız
Bir aferin için
Bin kişiyi teperiz.
Alkış tutarız kimine
Kapanırız eteğine
Dönüp bir bakmadan
Nereye gittiğine
Kutsal diye taparız.
“Her şeye doğru demek ahmaklıktır;
fakat her şeye yanlış diyen de zorbadır.” Mevlâna
NERDESİN
Öperken batan gün denizi
Birlikte görseydik, neredesin?
Çağlarca süren ateşimizi
Seninle yaksaydık, neredesin?
Gülmüyor dallarda tomurcuklar
Seni bekler buluttaki kar
Doğaya sensiz hayat mı var
Saklı yerinden çık, neredesin?
Dönüşü başladı yolumun
Sensiz geçti yıllar upuzun
Gecesi çökerken sonsuzun
Mezar taşımı dik, neredesin?
“Sevda denilen şey, yaşayan hatıralardır.”
KARDAN ADAM
Gerçek
Ateşten gömlek
Kimse giymek istemez
Bense kardan adam
Hep üşürüm
Ateşi düşünürüm.
Sokakta gömlek sebil
Giydikçe ısınırım
Sonra bir de bakarım
Tükenmişim
Göklere bulut
Toprağa bereket olmuşum.
“Kendimizle barış, çevreyle savaşı azaltır.” N. Şener
ORTAK BİLDİRİ
Ne var dünyada kusursuz, güzelim
Üzümün çöpü, armudun sapı
Benimse gönlümde candan bir kapı
Ne gözler baktı geçti bu camdan
Sevda bahçemi ısıtan
Sonra
Ne gözler ateş açtı
Bir çift top ağzı gibi alev kusan
Kanma güldüğüne gözlerimin
Pekliği için yüreğimin
Susan dileğidir o gülüş.
Bir şey daha var bilmediğin, güzelim
Bugüne değin
Varmadı elim örmeğe duvar
Ateşe dayanıklı
Mermer soğukluğunda
Üzülme
Gönül kapım yine cam kalacak
Fakat sende de biraz
İnsaf olacak.
“Kadınların zarafeti, hareketlerinde ve özellikle bakışlarındadır.” Balzac
UYUMSUZ ADAM
İki nokta arasında
Bir orta vardır
İkinciyi bulamam
Yok bende renk körlüğü
Karaya ak diyemem
Değilim şaşı
Sesi beş göremem
Hızım kesilir kıvrımlı yollarda
Yılan değilim
Git adamını bul
Sana uyan değilim.
“İdeal bir kadın, ideal bir kocası olandır.” Tarkington
NOKTASIZ SEVDA
Her güzelde başka işve, başka naz
Kimi göz süzer, savurur saçını yüzünden
Sıyrılmış entarisi birinin
Ay doğar sanki dizinden.
Bir saç ki sarısında
Kucak dolusu ekin
Semayı seyrettim gözlerinde
Onda sevdim maviyi ilkin.
Gülü var saçında İspanyol güzelinin
Tut ki bana el eder
Çırpınır eteğinde yüreğim
Bu ki beni del eder.
Esmerle noktalasam diye düşündüm
Bitmez olan bu derdi
Ak gerdanlım duyunca
Elbet bana küserdi.
Söyleyin dostlarım söyleyin
Ben ne yapayım
Bu güzeller içinde
Hangisine tapayım.
“Her güzel, gönülde yeni bir yara açar.” Goethe
SONBAHAR
Sıyırdı sonbaharı dallardan
Islık çalarak rüzgâr
Sonumuz gibi üryan
Kaldı bütün ağaçlar.
Çiğnenir yollarda görkemi
Mağrur doğanın artık
Yangın görmüş bir gemi
Umutlar çaresiz, batık.
İndi tokmağı Tanrı’nın
Gökkubbeye bir kinle
Aktı gözyaşı bulutların
Hıçkırdı dağ-dere hüzünle.
“Mutlu olmayı beklemeden gülmeli,
Çünkü gülmeden ölmek de var.”
La Bruyère
HÜNER
Zırva beyin hüneri
Tümen tümen
Yazmakla biter mi
Birkaç dörtlükle hemen.
Çamur deposu sanki evi
Oturmaya yer kalmamış
Sıvar her sabah güneşi
Bakar, yine tutmamış.
Çamur atar
Küfür eder
Adam döver
Az mı hüner?
“Hoşgörü, kültür ve olgunluğun ürünüdür.”
—N. Şener
YAKARIŞ
Yetmez mi Tanrım
Devleşen rezilliği insanların
Gerilmesi çarmıha usun
Ağartmıyor aklığı dileklerin
Artık kiri ruhun.
Oturmasın dağ dağ tutkular
Yüreğine cücelerin Tanrım
Taşınmasın sonra bana
Yalvarırım.
“Sevdiğine değil, sevene güven.”
SEN ve BEN
Öpüşelim
Gel güzelim
Dudaklarımızdan
Çatlasın gül tomurları
Kıskançlığından.
Sevişelim
Gel güzelim
Seviden yana şarkılar söyleyelim
Sussun bülbüller
Utancından.
El ele tutuşalım
Gel sevdalım
Kanatlanıp uçalım kırlarda
Selâm iletelim çiçekten çiçeğe
Kelebeklerden.
Bir tepeye çıkalım
Gel sevdalım
Tanrı’ya yakın
Açalım derdimizi
Söyleyelim çok çektiğimizi
Şu meleklerden.
“Koklamanın inceliğini bilmeyenler,
Çiçekleri çabuk soldururlar.”
GÜNAHSIZ SEVİ
Yıkarken bir nisan akşamı
Günahlarımızı yağmur
Gül istemiştin benden hani
En oynak havayı çalarken gitar
Yalnızlığımızda eridik
Sen ve ben
Bir de çınar
İçtik gözlerimizden
En günahsız duyguları gizliden.
“Aşk, bir sanattır.”
GÜNAYDIN
Günaydın
Tepeyi öpen güneş
Günaydın
Denizi çimdikleyen martı
Günaydın
Gebe bulutların
Lohusa yatağı vadiler
Günaydın
Ressam paleti kelebek
Günaydın
Gül dalındaki minik kuş
Ve
Günaydın ey gönül
Yırtılmadan sessizliği sabahın
Hakkını verin baharın.
“Aşkın yaşı yoktur.” Pascal
ANA GİBİ YAR
Anası vardı Ali’nin
Ak elleri kınalı
Yıkardı her sabah yumuşak
Ali mutlu, Ali analı
Ali, anasının yüreği sanki
Durmaz hoplar zıplardı
Ali her düştüğünde
Anasına hançer saplardı.
“Eli kürek, saçı süpürge”
Büyüttü oğlunu, yaptı delikanlı
Ağlarken gördüm sonra Ali’yi
Gözlerinin içi kanlı.
Bu kez anası hançerledi
Ali’yi yürekten
En çok buna içerledi
“O, sonsuzluğa göçerken.”
ŞARKI
Ürkek ceylan gibi kaçan hayalin
Derin ormanlara daldırır beni
Yumuşak ellerin, o tatlı dilin
Aklıma geldikçe öldürür beni.
Gel, gitme güzelim yaban ellere
Damarlarımda kan çağlayan dere
Seninle birlikte mutlu günlere
Bir gülümseyişin götürür beni.
Bilmem şimdi hangi dağda gezersin
Beni daha nice böyle üzersin
Unutma ki bir gün sen de bezersin
Fakat bu kez zaman söndürür beni.
Silindi sultanım her yerde izin
Bakışı yabancı gözlerimizin
Tanrım yine bir gün verirse izin
Senlenir bu gönlüm, güldürür beni.
BAYRAK
Küçük yavrulara armağanımdır.
Dalga dalga bayrağım
Seni hep koruyacağım
Kir süren iğrenç eli
Omuzdan kıracağım.
Uğruna can veririm
Anam gibi severim
Solsun hele rengin biraz
Yoluna kan dökerim.
Ulaşılamazdır yerin
Süsü oldun göklerin
Sen üflersin özgürlük
Yanarken bağrı ülkemin.
“Bayrakları bayrak yapan, üstündeki kandır.” Mithat Cemal Kuntay
BİR KIŞ GÜNÜ ÖLECEĞİM
Bir kış günü öleceğim
Avuç avuç dökülürken kan
Kahkahayla güleceğim ağlayanlara
Sesimi duymayacaklar.
Bir kış günü öleceğim
İlikleri dondururken ayaz
Üryan gezeceğim doğaya inat
Yahut beyazlar giyeceğim.
Bir kış günü öleceğim
Ağaçlar kaskatı buz
Bir tek yaprak bulamasın
Sevdiğim o kız.
Bir kış günü öleceğim
Saçaklarda ölüm ezgisi
Gelmeyecek kimse mezarıma
Tabutu ben götüreceğim
Bir kış günü öleceğim.
“Ne ölümden kork, ne de onu iste.”
Martial
ÖZLEM
Zamanı aşındıran
Heykelisin gönlümün
Sarhoş edip sızdıran
İçkisisin ölümün.
Karaya vuran gemi
Nasıl özler denizi
Ben de seni öyle mi
İçimde ince sızı.
Rezil olurdu dünyam
Gönlümde olmasaydın
Ölmek isterken tam
Nabzımda atar adın.
Diplenmemiş kadehim
Yarım kalmış şarkımsın
Seni sevmek günahım
Dalımda salkımsın.
Yarışan dalgaların
Derdi kıyıyı öpmek
Dolsun içime aşkın
Koy, hançerleneyim tek.
“En tatlı sevinç, en kötü acı: aşktır.” Bailey
FINDIK FISTIK NAR
Fındık fıstık nar
Hep ondan çıkar
Görsem ki ağlar
Yüreğim yanar.
YURDUM
Mersin, İzmir, Van
Tüm elvan elvan
Küçüklere armağanımdır.
Ne güzeldir havan
Ben sana kurban.
Olmasa yurdum
Hiç yaşar mıydım
Onsuz haram her yudum
Onda saklı umudum.
“Toprak, eğer uğrunda ölenler varsa vatandır.” M. Cemal Kuntay
YITIK SEV
Ey
Sen yeşil gözlü kadın
Beni alev alev yaktın
Sonsuz bahar ülkesine
Beni de götürecektin?
Orada da güzel mi deniz
Güller açıyor mu bensiz
Dönüp gelin isterseniz
Ömrümüz geçsin elemsiz.
“Aşk, kızgın damgaya benzer; muhakkak izi kalır.” M. Aktuy
TAŞLAMA
Zırva beyin lakırdısı
Boş teneke takırtısı
Arama hiç boşuna
Bulunmaz fikir kırıntısı.
Çıkar için ne gerek
Ona göre bu gerçek
Hak-hukuk da ne demek
Başlarsa mide kazıntısı.
Nerede görse bir “yıldız”
Öfkesinde artar hız
Söndürmekle kalmaz yalnız
Milyon yıl sürer yası.
Sorumlusudur her şeyin
İsterse ajan deyin
Demem o ki dostlarım
Derdi çok, zırva beyin.
MERSİN AKŞAMLARINDA
“Batar bağrımda güneş”
Mersin akşamlarında
Bir kucak ateş.
Yükselir ufuktan bir tül
Renk renk
Yansıtır Anadolumu
Alından moruna dek.
Örter günahları usulca
Anlar ne olduğunu insanlar
Çekilir yuvasına sıcacık
Tüm günahlardan arınmış
Duygular damlar içine
Ilık ılık.
Batsın bağrımda güneş
Mersin akşamlarında
Bir kucak ateş.
YALNIZLIK
Karanlık dışarısı
Kıyıyı öpmek için yarışan
Dalgaların kahkahasında erir
Yağmurun şırıltısı.
Böyle günlerde güçlenir içimde
Yalnızlığın hoyrat elleri
Bir ben körletirim boynumda
Kılıcını kimliğin.
Korkarım devleşen ağzından
Karanlığın
Dağ olmak geçer içimden
—İşte o zaman—
Mağaralar yutan.
Nedense bir ben varken
Kurşuna dizilir us
Dağa kaldırılır namus
Bir kımıldasam
Kenetlenir kolları boynumda
Üryan gezen utanmazlığın
Gözü kör olsun
Yalnızlığın.
“En büyük yalnızlık, bazı kişilerle bir arada bulunmaktır.”
ATATÜRK
Sarmıştı dört baştan
Ülkeyi kara bulut
Büyük-küçük her yaştan
“O”na bağladık umut.
Yedi başlı azgın dev
Çöktü üstüne Türk’ün
Tutuştu alev alev
Yüreği Atatürk’ün.
İstanbul’dan bir gemi
Çıktı yola seherden
Yükseldi güneş gibi
Göğün bittiği yerden.
Altın yeleli “O” baş
İstiyordu bir savaş
“Ya özgürlük ya ölüm”
Bunun adı arkadaş.
“Ne mutlu Türküm diyene.” Atatürk
SON ŞARKIM
Sen ılgıt ılgıt kokan
Çiçeksin ellerimde
Sen ışıl ışıl yanan
Ateşsin gözlerimde.
Yönsüz gemiyken ruhum
Sende kaldı umudum
Her akşam yudum yudum
Seninle sarhoş oldum.
Gözlerinde şarkısı baharın
Her mevsim gönlüme dolsun
Biterken soluğum ey yâr
Adın son şarkım olsun.
“Soylu aşk, ıstırapla beslenmiş olandır.”
GÖRMEK İSTERİM
Bir derde düştüm ki sen gideli
Çaresi ölümdür diyebilirim
Hiçbir baş görmedi böyle bir yeli
Savrulup her yere gidebilirim.
Açılan her tomur gönlümde yara
Dişlerim bilenir gelen bahara
Seninle sevdiğim tüm yıldızlara
En kötü duamı edebilirim.
Dalında güzeldir bütün çiçekler
Dilsiz kalır elbet palette renkler
Rıhtımda seni bir sevdalı bekler
Ufuktan çıkmanı görmek isterim.
DİRENİŞ
Baharında bir kızın
Çağıran gülüşü gibi
Süzülmesin boşuna kanadın
Bilirim seni ben
Tümü emrimde Don Kişotların
Bakire ölecek
Etek zillerin.
AĞIT
(Genç ölen İ. Ersoy’a)
Günlerden bir cumartesi
Dallar yüklüyken hayat
Kalmadı hiç soluğu, sesi
Bilmem ki, ah bu kime inat.
Bir güz dalı gibi üryan
Kaldı vücudun İsmet
Neylersin kardeşim, her an
Bu sonuç herkese kısmet.
İkinci evindi okul
Söyle, gel çekinme, sokul
Rahmeti cennette fakat
Neşeni yine bizde bul.
AÇMASIN GÜLLER
Pusudaki bir panter
Gül tomuruna bakışım
Açmasın, açmasın yeter
Alev alev yanışım.
Ürkek ceylandır elimde
Yarım kalmış kadehler
İçilsin, içilsin de
Kalmasın gönlümde ahlar.
Çekilmiş bir hançer
Geçen zamana aşkım
Durdurun, durdurun yeter
Bu demde kalsın şarkım.
BARDA BEN
İçer gözyaşlarını bir kadın
Her akşam barda
Eli elimde ama
Bakışı uzaklarda.
Batık bir gemiden kurtulan
Eşya kimsesizliğinde
Öyle yalnız, öyle bitik
Hiç sevişebilir miydik?
“Günahkâr bir kadın, çiğnenmiş çiçeğe benzer.” Balzac
SEN VARSIN
Durakta
Sen varsın.
Seni taşır hep trenler
Demir almaz limandan
Gemiler sensiz
Son uçak seni bekler
Süresiz.
Gönül kuşum, nonosum
Bende sen varsın
Senin olmuşum.
YILLANMIŞ SEVDA
Damlaydı bende bıraktığın, ey yâr
Şimdi bir derya ki geçilmez oldu
Kıvılcımdı kalbe koyduğun, ey yâr
Şimdi damarlarım hep alev doldu.
Sadece yeşildi gözlerin, ey yâr
Şimdi baharın tüm ihtişamı var
Okşayan meltemdi içimde rüzgâr
Şimdi yıktı dünyamı fırtınalar.
“Yaşam bir uyku, aşk onun rüyasıdır.”
ÖLMEZ AŞKIMIZ
Bir tanışma çayı verildiği gün
Buluştu gözlerimiz ki sımsıcak
Çözüldü buzları hemen gönlümün
Ateşti içime düşen bir kucak
Gün gün, hafta hafta geçtikçe zaman
Güneş oldun dünyamı aydınlatan
Anladım benim de gönlümde yatan
Bahar bakışlı bir güzel olacak.
Böylece başladı ölmez aşkımız
Zamanla yarıştı kalpte kanımız
Mutlu rastlantılara yalvarışımız
Sessizce söylenen şarkıydı ancak.
Bir gün bir buz kalıbı gibi serin
Bahar bulutu yüklüydü gözlerin
Bir yara açtın ki kalbimde derin
Irmaklar aksa yine dolmayacak.
BUNALIM
Neden ağlamaklıdır sesi
Türkü söyleyen şu kızın
Kimin yüzünden vurur alnıma
Dallarda sarkan hüzün?
Niçin yorgun caddeler bugün
Uyumadılar mı yoksa gece
Kimdir böyle soluğunu kesen
Abanmış kurşun ağırlığınca?
Çizgi çizgidir yüzlerde
Yaşama usancı
Kimindir insan kardeşlerim
Bunca kötülüklerin utancı?
YAKAN GÖZLER
Günahsız bakarım güzellere
Geçmez kötülük içimden
Ak dileklerimde yıkanır
Mutluluğu insanların
Fakat sen
Neden öyle bakarsın
Neden istekle gerinirken
Tomurlar doğaya karşı
Beni susuzluğunla yakarsın
Akşamüstü yaparsın üstelik bunu
Fişek içinde barut misali
Kıvılcım beklerken yüreğim
Alev alev aktın gözlerimden içeri
Bak sen boyadın kızıla
Şu batan güneşi
Senin yüzünden ufuktaki yangın
Ne olur bakma bir daha
Bana öyle baygın baygın.
YELKENLER FORA
Bir güzel bana
Bakmaya görsün
Çalmadan oynarım
Bir gül tomuru
Açmaya görsün
Yanarım.
Bir gülüş
Yelken mi kor bende
Süzülsün hele bir de
Hançerler göğsümde.
AÇMASIN GÜLLER
(Devamı yukarıda eksik verilmişti, tamamlanarak düzenlenmiştir.)
Pusudaki bir panter
Gül tomuruna bakışım
Açmasın, açmasın yeter
Alev alev yanışım.
Ürkek ceylandır elimde
Yarım kalmış kadehler
İçilsin, içilsin de
Kalmasın gönlümde ahlar.
Çekilmiş bir hançer
Geçen zamana aşkım
Durdurun, durdurun yeter
Bu demde kalsın şarkım.
BARDA BEN
İçer gözyaşlarını bir kadın
Her akşam barda
Eli elimde ama
Bakışı uzaklarda.
Batık bir gemiden kurtulan
Eşya kimsesizliğinde
Öyle yalnız, öyle bitik
Hiç sevişebilir miydik?
“Günahkâr bir kadın, çiğnenmiş çiçeğe benzer.” Balzac
SEN VARSIN
(Numara tekrar ettiği için şiir numarası korunarak ama farklı içerikle yeniden listelenmiştir.)
Durakta
Sen varsın.
Seni taşır hep trenler
Demir almaz limandan
Gemiler sensiz
Son uçak seni bekler
Süresiz.
Gönül kuşum, nonosum
Bende sen varsın
Senin olmuşum.
YILLANMIŞ SEVDA
Damlaydı bende bıraktığın, ey yâr
Şimdi bir derya ki geçilmez oldu
Kıvılcımdı kalbe koyduğun, ey yâr
Şimdi damarlarım hep alev doldu.
Sadece yeşildi gözlerin, ey yâr
Şimdi baharın tüm ihtişamı var
Okşayan meltemdi içimde rüzgâr
Şimdi yıktı dünyamı fırtınalar.
“Yaşam bir uyku, aşk onun rüyasıdır.”
ÖLMEZ AŞKIMIZ
Bir tanışma çayı verildiği gün
Buluştu gözlerimiz ki sımsıcak
Çözüldü buzları hemen gönlümün
Ateşti içime düşen bir kucak
Gün gün, hafta hafta geçtikçe zaman
Güneş oldun dünyamı aydınlatan
Anladım benim de gönlümde yatan
Bahar bakışlı bir güzel olacak.

Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.